1. Mektup

2015-06-17 10:09:00
1. Mektup |  görsel 1

Bugün bir haber okudum. İnsanları mutlu eden şeyler üzerine bir araştırma yapılmış. Öyle küçük şeyler ki insanı mutlu edenler. Yeni serilmiş temiz çarşafa yatmak gibi... Bunlardan biri de mektup almakmış. Mail de mektup yerine geçer diye düşündüm

İşte hiçbirşey eskisi gibi değil. Herşey çok keyifsiz. İşçilerin sendikaya ayaklanmasını önce haklarını savunmak olarak düşünüp, bilinçlendikleri için sevinmiştik. Sonra farkettik ki birileri bu insanları gaza getiriyor. Kendi düşündükleri birşey değil. Sonrasında da sendikasız olmayı tercih edeceklerine başka sendikaya bağlandılar. Mevcut sendika milliyetçi sendika, yeni geçtikleri sendika ise AKP sendikası... Olayların Koç grubu şirketlerinde başladığı düşünülürse, birilerinin Gezi’nin intikamını almaya çalıştığı duygusu uyandırıyor. Her ne kadar neyi neden yaptıklarını bilmeseler de bir heyecan duygusu hakim tabi. Gezideki gibi... Bizim açımızdan durum kritik. Hergün müşteri hattını ne zaman durduracağız diye diken üzerinde oturuyoruz. Bu da gözle görülür bir stres yaratıyor.

Tatile ne zaman çıkabileceğim hala bilmiyorum. Babam telefonda sorup duruyor. Bu sene garip şekilde gitmek istemiyorum. Böyle zamanlarda kendimi daha bir yalnız hissediyorum. 37 yaşında hala annemlerle tatile gidiyorum. Yalnız gittiğimde daha da travmatik. Otel odaları ruhsuz,sevgisiz, dipsiz bir yalnızlık mekanı. Yan odada sevişenleri duymamak için kulaklar tıkanıyor. Birileri tarifsiz mutluluklar yaşarken, ben korkunç bir yalnızlığın içine gömülüyorum otel odalarında. Gary Moore’un “Empty Rooms” şarkısı kulaklarımda çınlıyor böyle zamanlarda.

Keyifsizim bugünlerde. Kendini benden uzaklaştırdığını hissediyorum. Bu da canımı sıkıyor. Belki de diyorum benim yaptığım birşeyden değildir de artık öğretmen olduğuna göre ataman gelir de yurdun bir ucuna gidip beni yalnız bırakırsın, buna alıştırmaya çalıştığın için beni böyle davranıyorsundur. Böyle düşündükçe daha da canım sıkılıyor. Memleketin bir ucuna gitmeni istemiyorum. Hergün görüşmesek bile biliyorum ki çağırsam en fazla yarım saatte yanımda olacaksın. Annemle babam bile uzakta mutlular, sen de gitme istiyorum. Biliyorum bu söylediklerim sana haksızlık. Elbette artık hayatını kurmalısın. İşte bu aşamada kendime kızmaya başlıyorum, seni hayatımın bu kadar merkezine koyduğum için. Bazen kırıldıklarımı toparlayıp sana söyleyeyim istiyorum. Sonra bunlar seni benden daha da çok uzaklaştıracak diye vazgeçiyorum. Sonra hepsinin merkezinde aynı şeyin yattığını farkediyorum. Benim seni önemsediğim kadar beni önemsemiyorsun. Bu işte canımı sıkan. Bir de sana hissettiklerimi bildiğin halde bu konudan kaçman canımı sıkıyor. Konuşmak yerine yaptıklarınla anlatmaya çalışıyorsun sanırım. Sen o kızın kafasına özenle o kaskı yerleştirirken benim içimde fırtınalar kopuyor. Kalbimin kırıklarını nereye süpürsem bilemiyorum. Günler, geceler boyu ağladığım,senin hiç bilmediğin günlerim var benim. Bilsen birşey farkeder mi onu da bilmiyorum tabi. İnsanların şu kaçan kovalanır tavsiyeleri de canımı sıkıyor. Ben hayatım boyunca kovalayan oldum, kaçan olamıyorum işte.Sevmiyorum seninle tartışmayı, dargın da kalamıyorum. Ondan huzursuzum 2 gündür. Bir de seni özledim sanırım. Ben bunları yaşarken senin başka kadınlarla sevişiyor olduğunu düşünüyorum bazen. Neden kendimi bu kadar mutsuz ediyorum diye düşünüyorum. Yanıtı yok.

Bu kadar yazdım ama kararsızım, göndersem mi göndermesem mi bilmiyorum. Diyorum ki göndereyim, nasılsa okumazsın bu kadar uzun, resimsiz bir yazıyı.

 

56
0
0
Yorum Yaz