Kadın dünyanın her yerinde kadın...

2016-08-23 10:58:00
Kadın dünyanın her yerinde kadın... |  görsel 1

Yıllık izin dönemimde 2 haftayı birlikte geçirdik. Evde normalde bir kadın yaşamadığından bir sürü düzenleme, temizlik, ütü vs. işi vardı. Sevgilim öğlenleri de yemeğe geliyordu. Neredeyse 2 hafta boyunca çamaşır, ütü, temizlik, düzenleme, yemek ile uğraştım. Babası ameliyat sebebi ile hastanedeydi. 2 gece babasına refakat etmek zorunda kaldı ve tabi ertesi günü hep uyudu. Bu sırada enseden başlayan ve geçmek bilmeyen bir baş ağrısı problemi baş gösterdi. 4. günün sonunda acil servise gtmek zorunda kaldık. Onca ilaca rağmen geçmiyordu. 2. hafta anneleri çocuklara 2 gün bakmamızı istedi. Elbette sevgilim işteyken çocuklara ben bakacaktım. O gün çocuklar kahvaltı etmediler. Öğlen yemeğine ne istiyorsunuz diyorum, bilmiyoruz diyorlar. Mantarlı risotto yer misiniz diyorum ikisi de suratını buruşturuyor, kıymalı makarna diyorum, biri "ıııyyy ben yemem onu" diyor, risotto diyorum diğeri "ıııyyy ben istemem" diyor. Ne yapacağımı blmez haldeyim. Zaten italyan mutfağını pek iyi bildiğim söylenemez... Bu sırada evde yemek olsun diye, öğlene sevgilim de gelecek diye bezelye yemeği yaptım, etsiz. Bir de dolapta buğday buldum. Buğday salatası yaptım. Bana göre bizim için yemek var. Sevgilim eve geldi, "benim çok başım ağrıyor" diyerek kendini koltuğa attı. Çocuklara ne yemek yapayım hala bilmiyorum. Sonra yanına gittim, dedim "sana göre yemek var ama çocuklara ne yapacağım bilmiyorum. Biri birşey yemiyor, diğeri onun yediğini yemiyor" bana dedi ki benim başım ağrıyor yap birşeyler yesinler. Makarna filan..." Ben de makarna yaptım zaten 2 dakikada oluyor ama küçük dedi ki ben onu yemem, risotto istiyorum. Bir de bana da demiyor babasına söylüyor. Babası kıymalı olur mu dedi, ben de buğday risottosu var ama dedim. Neyse ki ... Devamı

Evlilik Sorunsalı

2016-07-26 15:29:00
Evlilik Sorunsalı |  görsel 1

Geçen cumartesi ilişkimizin tam bir senesi doldu. Patronum ve iş tanımım değiştiğinden eskisi kadar sık gidemiyorum İtalya'ya... Sadece tatiller ve birkaç iş gezisi... Bizi oldukça kötü etkiledi tabi. Bu sırada benimle birlikte yaşamak istediğini söylediğinden ben de patronuma italyaya transfer olmak istediğimi söyledim. Değerlendireceklermiş. Tabi bu arada zerre güvenmediğimden kendisine, İtalya'da iş bakmaya başladım. Bir sene içerisinde birkaç kere evlilik konusunu konuştuk. Orada evliliğin yasal olarak çok büyük sorumluluğu varmış, beni sevdiğini kanıtlaması için evlenmesi gerekmiyormuş, birlikte yaşamanın ne farkı varmış zaten, bana hayır demiyormuş ama evet de diyemiyormuş. Bir birikte yaşamaya başlayalım sonra düşünülürmüş. Dedikleri mantıksız değil ama ben bu konuda sıradan bir kadın profili çiziyorum. Evlenmek istiyorum. O beyaz gelinliği giymek, o yüzüğü takmak, o düğünde göbek atmak, o balayına gitmek istiyorum. Elbette evlilik düğünden ve gelinlikten ibaret değil. Tüm o sorumlulukları zaten birlikte yaşamaya karar verdiğinde de almış oluyorsun. Tüm sıradan kadınların istediğini istediğimden de mantıksız (!) davranıyorum. Adamın beni sevdiğini biliyorum ama bu sorumluluğu alacak kadar sevmiyor işte diye düşünüyorum. O noktada tüm eski depresyon düşüncelerime geri dönüyorum: Kimse beni hayatının sonuna kadar sevilecek bir kadın olarak görmüyor. Sanki bu hayatta tüm kadınlar aile kurmaya layık, bir ben değilim. Benim neyim yetersiz, neden evlenilecek kadın olamıyorum hiçbir adamın gözünde? Başka türlü düşünmeye çalışıyorum ama başaramıyorum. Bu yüzden de kırgın oluyorum ona karşı. Nisan ayında büyük kızın bir töreni vardı. Sadece o törene katılabilme... Devamı

Değişen hayatım ve ayakları yere basan bir aşk...

2016-01-22 17:51:00
Değişen hayatım ve ayakları yere basan bir aşk... |  görsel 1

Onunla ilk buluşmamızdan sonra buraya hiç yazı yazmamışım. Bu da eski bir tezimin doğruluğunu kanıtlıyor. İnsan mutsuzluğunu paylaşıyor daha çok, mutluluğunu değil. Artık hayatımın yarısı İtalya'da geçiyor. İlk buluşmamızdan sonra da yani yaklaşık 6 aydır birlikteyiz. Bu süre içerisinde hayatımın nasıl değiştiğine hala inanamıyorum. Hayatımın yarısını İtalya'da geçirmek hem zevkli hem de zor biraz. Sürekli bavul hazırlıyor, her iki haftada bir en az bir gün uçak bileti, otel rezervasyonu, vize kontrolü gibi şeylerle geçiriyorum. Arkadaşlarımı eskisi kadar sık göremiyorum. Dans kursuna filan gidemiyorum. Gerçi burada da buldum bir dans kursu, önümüzdeki hafta ona başlayacağım ama... Hayatımın en ayakları yere basan aşkını yaşıyorum herhalde. Çok uzun bir zaman bu adamdan çok hoşlandığımı ve inanılmaz br cinsel çekim hissettiğimi biliyordum ama aşık olmamıştım. Bu zamana kadar... Birden ne oldu bilmiyorum. Billy Ocean şarkısı gibi "You wake up suddenly and you're in love". Birden oluverdi işte... Bende 13 yaş büyük, evlenip boşanmış ve iki tane çocuğu var. Baba olmak, iyi bir baba olmak için o kadar çaba gösteriyor ki... Üzerinde bunca sorumluluk varken (dünyanın borcu, gece-gündüz çalışma zorunluluğu, çocukların bakımı ve ihtiyaçları, ev işleri) beni hayatına aldı. Beni mutlu etmek için çaba gösteriyor, hergün daha fazla... Bir arkadaşım var, sevgilisi yaklaşık 150 km uzakta yaşıyor ve 6 ayda bir kere görüştüler çünkü adam işini bahane ederek gelemediğini söylüyor. 6 ayda benim sevgilim bile kalktı geldi yanıma, yaşadığım yeri görmeye... Hem de arası 2000 km olmasına rağmen. Bu sırada geçen Kasım ayında neden adet kanamamın gelmediğini ve neden göğüsleri... Devamı

Kadınlar ne ister?

2015-07-29 14:09:00

Yaklaşık bir hafta önce bir kadını iyi, güzel ve özel hissettirmenin o kadar da zor birşey olmadığını farkettim. Bunu gözlerimin içine bakarak beni dikkatlice dinleyen, anlattıklarımı gerçekten dinlediğini belirten sorular soran, kendisi de benimle düşüncelerini, hayatını paylaşan, tüm bu konuşmalar arasında küçük ama gerçek komplimanlar yapan bir adam farkettirdi. Ülkemdeki adamların farkı ne diye ister istemez düşünmeye başladım... Dinlemiyorlar. Kendi egoları, düşünceleri ve karşısındaki kadını etkilemek isteği sebebiyle söyleyeceğini düşünmeleri nedeniyle dinleyemiyorlar. Dinler görünüyorlar sadece. Bazısı onu bile yapmıyor. Telefonuyla filan oynuyor. Dinleyebilenler de anlamaya çalışmıyor. Kendileri ile ilgili o kadar çok sorunları var ki, bir de kadınınkiyle uğraşmak istemiyorlar. Kendi dertleri kendilerine yetiyor kısaca... Kendi hayatlarını, düşüncelerini paylaşmıyorlar çünkü hep kaygılılar. Ya ona yetmezsem, ya düşüncelerim saçmaysa, ya zayıflıklarımı,korkularımı farkederse, ya zaten gerçekten boktan bir hayat yaşıyorsam ve bunu farkederse... O kadar güvensizlik içindeler ki paylaşmaya korkuyorlar. Türk erkeği kadına kompliman yapmanın gereksiz olduğunu düşünüyor. Bu yüzden hiç kompliman yapmıyor. Kompliman yapan da gözünü çıkartıyor. Sadece kadını yatağa atmak için inanmasa da, doğru olmasa da söylüyor birşeyler. Bazısının söyledikleri o kadar göz çıkartıyor ki hemen anlıyorsun yatağa atmak için söylediğini... Avrupada bir adam bir kadını öpmek istediğinde gerçekten öpmek istiyor. Asıl amaç yatağa gitmek de, biryerlerden başlamak gerektiği için öpmüyor kadını. O yüzden aceleye getirmiyor. Ağırdan alıy... Devamı

Aşkın gözü bu kadar mı kör? Peki ya vicdanı?

2015-07-22 13:02:00

Çok öfkeliyim. Hayalkırıklığımın ve üzüntümün sınırı yok. Sadece o gencecik çocuklara kıyanlara değil, bu kıyımın arkasındakilere, bu kıyımın haklı olduğunu düşünenlere, o çocukların orada ne işi vardı diye sorgulayanlara, hala bu devletin doğru söylediğine inananlara, hala din, dil, ırk, cinsiyet, düşünce ayrımı yapanlara, bu ülkenin bu duruma gelmesine sebep olanlara, ve hatta ve hatta bu ülkede doğmuş olduğuma bile öfkeliyim. İnsanı insan olarak sevmeyenlere öfkeliyim. Bunların bazılarını hisseden ve düşünenler arkadaşım, dostum ve hatta aşık olduğum adam olduğu için hayalkırıklığımın ve üzüntümün sınırı yok. Nasıl olur, nasıl olabilir, bu insanlar düşünce yetilerini mi kaybettiler, bu kadar mı sığlar, bu kadar mı cahiller, bu kadar mı vicdansız, duygusuz, insanlıktan uzaklar diye sorgulamaktan beynim çatlayacak. Hadi bu insanlar böyle de benim hayatımda, dünyamda ne işleri var diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Tuttuğu takım  kınama yazısı yayınladığı için yanlış olduğunu görebilen ve sadece bunu sayfasında paylaşan bir adama aşık olmuşum. Hadi öldürülmeselermiş ama bazılarının g.tünden kan almak lazımmış. Yazdığı şeye bak... Ülke sınırı, millet, vatan filan nedir Allah aşkına... İnsanların kendi kendilerine yarattığı ve sonrasında da esiri olduğu şeyler. Paylaşamadığımız ne? Toprak,su,hava, nedir paylaşılamayan? Ben Sezen Aksu seviyorum, diğeri Murat Boz dinliyor diye, diğerinin g.tünden kan almak mı gerekiyor yani? Aynı şeyin saçmalığını neden ben türküm o kürt olduğunda göremiyoruz. Aynı şeyin saçmalığını neden ben Atatürk severken diğeri Öcalan severken göremiyoruz peki? Bana ne, kimi seviyorsa sevsin. O beni öldürmesin, ben onu, o benim g.tümden kan almasın, ben onun... Ney... Devamı

Pandora'nın kutusundaki son duygu da uçtu: UMUT

2015-07-08 17:45:00
Pandoranın kutusundaki son duygu da uçtu: UMUT |  görsel 1

Bilirsiniz o hikayeyi... Pandora'nın kutusunun hikayesi... Haberci Tanrı Hermes Olimposa giderken sırtında çok uzaklara götürmesi gereken sandığı Pandora ve eşine bırakır. Pandora merak eder kutuyu açar, kendine ve eşinin üzerine pişmanlık, kızgınlık, kibir vs. gibi kötü özellikler, yaşadıkları mutlu ormana ve de bütün dünyaya çeşitli kötü özellikler yayılır. Son anda Epimetheus sandığı kapatır. Sandığın içinden bir ses gelir. Sandıktan gelen cılız ses -Lütfen beni çıkarın. Dışardaki kötülüklerle ancak ben başedebilirim- der. Bu sefer Pandora ve eşi birlikte sandığı açarlar. Sandığın dibinde bir kelebek vardır. Sandığın içindeki kelebek tek umuttur. Dün, artık dayanamayıp, ne istediğini, benim için ne hissettiğini söylemesini istedim. Böylece geriye kalan tek duygu olan umut da uçtu gitti işte. Beni sadece arkadaşı, dostu olarak görüyormuş. Beni çok seviyormuş, bana çok değer veriyormuş ama ilk tanıştığımızda bir elektrik almamış, şimdi bunca sene sonra beni farklı görmesi, duygusal olarak hayatına alması imkansızmış. Ben de yatağına da almasaydın o zaman dedim. O başka, bu başkaymış. O 5 dakikalık birşeymiş. Erkekler için ne kolay di mi böyle şeyler? Biz kadınlar herşeye çok anlam yüklüyoruz. Ben zaten bu yanıtı alacağımı biliyordum. Ama diyordum bunu ondan duymam lazım diye. O da söylemiyordu. Çünkü sonuçta hoşuna gidiyordu benim ona ilgim, sevgim. Bunu kaybetmek istemiyordu. Ne kadar bencilce değil mi? Ama böyle işte insanlar. Karnı da aç olsa, duygusal açlığı da olsa önce kendini doyurmak istiyor. Ne pahasına olursa olsun. Kötü biri olduğundan değil, yada bana özellikle kötülük olsun diye de yapmıyor. Ama bencilce işte... Ona da söyledim; el... Devamı

2. Mektup

2015-06-18 10:50:00
2. Mektup |  görsel 1

Bugün bunları okumadığını umarak yazdığımı farkettim. Okusan da okumamış gibi yapmak uzmanlık alanın nasıl olsa... Kaçınılmazı kaçınılır kılmak seninki. Eh ben de içimdekini söylemeden edemiyorum. İyi oluyor. Sokaklar ıhlamur kokuyor günlerdir. Bu güzel koku yüzünden bu sevmediğim şehir bile daha yaşanabilir geliyor bana günlerdir. Hele bir de yağmur yağdığında, ıhlamur çayı demlenmiş gibi bir şölen var sokaklarda. Seninle konuşmaya ihtiyacım var dediğimden beri fazla birşey değişmedi. Hala seninle konuşmaya ihtiyacım var. Acaba bir gün arayıp, benimle konuşmaya ihtiyacın vardı, akşam görüşelim diyecek misin? Ne konuşacağımı sanıyorsun diye çok merak ediyorum. Aslında hiçbir fikrin yok ama olduğunu sanıyorsun ve konudan kaçıyorsun. Oysa bambaşka derdim. Vardır elbet senin de kendine göre dertlerin, sebeplerin. Zorla olmuyor işte bazı şeyler. Üzülüyor yalnız insan. Daha bir yalnız hissediyor. Öksüz kalmış gibi... Bugün kardeşimin ekşi sözlük’e girdiği bir yazıyı okudum. Ofisteyim ve ağlayacağım neredeyse... Dedemi yazmış, babanem hemen öldükten sonra dedemin halini. Garip olan şu ki dedemle hiç yakın olmadık ama her aklıma geldiğinde ağlamaklı oluyorum. Özlüyorum ikisini de ama dedemi daha çok sanki. Belki babanem öleli 14 yıl olduğundan artık çok özlemiyorum kimbilir. Yaşlılık korkutuyor sanırım beni. Bir gün babam beni uyandırmaya geldiğinde öpüp okşarken beni demişti “Siz ne zaman bu kadar büyüdünüz, biz ne zaman bu kadar yaşlandık”diye. Ve zor tutuyorum şu an gözyaşlarımı... Nekadar üzülüyorum yaşlandıklarına. Zamanı durdurmak istiyorum. Ben büyümek de istememiştim zaten. Hayat çok zor geliyor artık, çok yoruldum, artık birinin omuzuna yaslayıp başımı g&uum... Devamı

1. Mektup

2015-06-17 10:09:00
1. Mektup |  görsel 1

Bugün bir haber okudum. İnsanları mutlu eden şeyler üzerine bir araştırma yapılmış. Öyle küçük şeyler ki insanı mutlu edenler. Yeni serilmiş temiz çarşafa yatmak gibi... Bunlardan biri de mektup almakmış. Mail de mektup yerine geçer diye düşündüm İşte hiçbirşey eskisi gibi değil. Herşey çok keyifsiz. İşçilerin sendikaya ayaklanmasını önce haklarını savunmak olarak düşünüp, bilinçlendikleri için sevinmiştik. Sonra farkettik ki birileri bu insanları gaza getiriyor. Kendi düşündükleri birşey değil. Sonrasında da sendikasız olmayı tercih edeceklerine başka sendikaya bağlandılar. Mevcut sendika milliyetçi sendika, yeni geçtikleri sendika ise AKP sendikası... Olayların Koç grubu şirketlerinde başladığı düşünülürse, birilerinin Gezi’nin intikamını almaya çalıştığı duygusu uyandırıyor. Her ne kadar neyi neden yaptıklarını bilmeseler de bir heyecan duygusu hakim tabi. Gezideki gibi... Bizim açımızdan durum kritik. Hergün müşteri hattını ne zaman durduracağız diye diken üzerinde oturuyoruz. Bu da gözle görülür bir stres yaratıyor. Tatile ne zaman çıkabileceğim hala bilmiyorum. Babam telefonda sorup duruyor. Bu sene garip şekilde gitmek istemiyorum. Böyle zamanlarda kendimi daha bir yalnız hissediyorum. 37 yaşında hala annemlerle tatile gidiyorum. Yalnız gittiğimde daha da travmatik. Otel odaları ruhsuz,sevgisiz, dipsiz bir yalnızlık mekanı. Yan odada sevişenleri duymamak için kulaklar tıkanıyor. Birileri tarifsiz mutluluklar yaşarken, ben korkunç bir yalnızlığın içine gömülüyorum otel odalarında. Gary Moore’un “Empty Rooms” şarkısı kulaklarımda çınlıyor böyle zamanlarda. Keyifsizim bugünlerde. Kendini benden uzaklaştırdığını hissediyorum. Bu da canımı sıkıy... Devamı

Yorgunum....

2015-06-16 18:51:00
Yorgunum.... |  görsel 1

Sürekli kimseye yetemediğim duygusu taşıyorum. Bu adam beni ne tam dostu olarak görüyor, ne de sevgilisi. Her ikisi için de yetersizim sanki. Çevresinde benim kadar zeki, donanımlı, anlayışlı bir kadın daha yok ama benimle de olmuyor. Diyorum ki yeterince güzel mi değilim, neyim yetmiyor? Herşeyini anlatsa, en azından dostu olarak yetebiliyorum diyeceğim. Onu da yapmıyor. Gerçiozaman daha mutlu olmazdım herhalde. Herşeyini bilmek beni daha çok acıtır sanırım. Benimle konuşmaktan kaçması canımı sıkıyor. Bir yandan kaçınılmazı geciktirdiğim için mutluyum ama diğer yandan kendimi enayi yerine konmuş hissediyorum. Ben ondan 2 çift laf beklerken, o başka kadınlarla yatıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum çünkü. O zaman beni neden oyalıyor diyorum. Çok yoruldum bu saçma sapan ilişkilerden. Beni deli gibi seven adamları özlüyorum. Aslında adamları değil de deli gibi sevilmeyi özlüyorum. Hayat beni çok ama çok yordu. Beni seven bir adamın omuzuna yaslanıp ağlamak istiyorum. Devamı

onunla konuşmalar 2

2015-06-12 11:31:00
onunla konuşmalar 2 |  görsel 1

Arıyorum, açmıyorsun. Diyorum müsait değil herhalde, nasılsa çağrımı görünce geri arar. 24 saat aramanı bekliyorum. Aramıyorsun. Çok yoğunmuşsun. Bu sırada elbette gruptan geyik yapacak, facebook'ta ileti paylaşacak zaman bulabiliyorsun ama. Bazı konularda çok anlayışlı olamıyorum. Benim annem-babam yanımda değil. Başıma birşey gelse ilk arayacağım insansın. Kardeşimin numarasını ezbere bilmiyorken seninkini ezbere biliyorum. Evet başıma birşey gelmedi ama ben seni böyle özel bir konuma koyuyorsam ve ben seni asla ihmal etmiyorsam, karşılığında da aynı şeyi beklerim. En azından "müsait olamadım bir türlü ama acil veya önemli birşey var mı?" diye bir mesaj beklerim. Bu bana değer verdiğini, saygı duyduğunu gösterir ve kendimi hala güvende hissettirir. Benim hayatımda böyle bir konumda olmak istemiyor musun? Eyvallah. O zaman sen de o konumda olmayacaksın. Çat kapı evime gelemez, arabamı alıp Türkiye'nin öteki ucuna gidemez, gece yarısı bana mesaj atamazsın. Ailemin evinde de kalamazsın. Şimdi ne yapacağın, hayatımın neresinde olmak istediğin sana kalmış. Ben senin hayatını düzene sokmak, güzelleştirmek istemiştim. Seni yemeğe davet eden arkadaşlarının karşısında mahçup olmaman için onları birlikte yemeğe çağıralım demiştim. İnan bunu da seve isteye yapacaktım. Ta ki senin saçma sapan egolu davranışlarına kadar. Önce haftasonu müsait olup olmayacağının belli olmadığıyla ilgili gereksiz bir polemik başlattın. Trabzona düğüne gidebilirmişsin. Ne tesadüf ki aynı haftasonu Trabzon'da salsa weekend varmış! Sonra haftasonu müsait olduğunu ve insanları benim evime davet ettiğini, diğer insanlardan tesadüf eseri karşılaşınca öğrendim! Zaten ne gerek varmış önceden haber vermeye, cumartesi birşeyler yapılırmış, zaten misafir umduğunu değil bulduğunu yerm... Devamı

Ben yazmayı tercih ettim, o hiç okumadı

2015-06-11 10:01:00
Ben yazmayı tercih ettim, o hiç okumadı |  görsel 1

"Konuşarak da anlaşamıyorduk,susarak da. Ben yazmayı tercih ettim, o hiç okumadı" Buraya sabah, akşam yazmışım ne fayda... Dün akşam saatlerce denize bakıp ağlamışım... Sonu hep yalnızlık... Ne oldu da bana yalan söyleme ihtiyacı hissediyor? Ne oldu da telefonlarımı açmıyor, sonra geri aramıyor? Birkaç gün önce beni ailesinin bir parçası gibi hissettiren adama ne oldu? Yine hiçbir şey haketmediğimi hissettiğim, geçmişte beni delice seven adamları özlediğim günlere geri döndüm. Kolum kanadım kırık. En çok da yalan söylemiş olması içimi acıtıyor.İşte şimdi yapayalnız hissediyorum. Yine güvendim ve yine hataydı. Yaşamın anlamsızlığı önümde uzanıyor. Geçecek elbet bu hissettiklerim de ve ben bundan sonra kimseye güvenmeyeceğim. İnançsızlığın sonsuzluğu... Devamı

Bir erkeğin anlatmak istedikleri

2015-06-08 16:33:00
Bir erkeğin anlatmak istedikleri |  görsel 1

Ben, tüm hemcinslerim gibi erkeklerin düşündüklerini, anlatmak istediklerini, duygularını anlamıyorum. Anlamak istiyorum ama kesinlikle anlamıyorum. Keşke google erkekleri anlamak için özel bir arama motoru yapsa... Tarih 27 Mayıs'tı. Sonunda içimde tutamayıp onun için ne hissettiğimi söyleyiverdim. Daha doğrusu mesaja yazıp gönderdim. Mesajı aldığını da okuduğunu da biliyorum ama uzun süre o mesajı hiç almamış gibi davrandı. Sonraki Salı günü dayanamayıp konu hakkında hiç konuşmayacak mıyız dedim. Konuşacağız dedi. Öylece kaldı konu. O haftanın başında annesi gelmişti. Beni Çarşamba aradı, akşam annesi ile bana geldiler. Ben biraz gerildim tabi. Çayın yanına ne yapsam, ev temizlenecek filan neyse güzel geçti. Cuma akşamı da beni yemeğe davet ettiler. Biraz abarttım sanırım. Tatlı tamam da annesine çiçek almam sanırım biraz abartı kaçtı ama neyse... Gece neredeyse 12:00'ye kadar oturduk. Burada kal diye tutturdular ama ben evime döndüm. Horlarım filan uyurken eh bir de uyunacak ne gerek var yani. Ertesi gününe de annesiyle kız kıza gezmek ve vakit geçirmek için plan yaptık. Cumartesi benimki aradı ve annesiyle kız kıza planımızın iptal olduğunu çünkü babasının İstanbul'dan döndüğünü söyledi. Ama yeni bir plan yapmışlar. Annesi bize akşam yemeğine mantı yapacakmış ama yemeği bende yiyecekmişiz. Tabi ben pazara indim, salata için, çorba için filan malzeme aldım, markete gittim, içeceklerifilan aldım. Çorbalar tatlılar salatalar... Sofra kuruldu. Akşam artık gelmeleri gereken saatte beni aradı, sen hazırlık yaptın mı, çünkü babam biraz rahatsız gelmesek mi acaba dedi. Ben hazırlık yaptım deyince, bu sefer gece arkadaşa söz verdim, erken kaçıp onun yanına gideceğim dedi. İşte o s... Devamı

Çaresiz hüzün, umutsuz aşk...

2015-04-30 16:05:00

İnsanlık tarihinin en eski hayalkırıklığını yaşıyorum. Aşık olduğum adam, bana aşık değil. Tüm umudumu kaybetmiş durumdayım. Adam en yakın arkadaşlarımdan biri olduğundan ve onu kaybetmek istemediğimden ona olan hislerimi kalbime gömüp hayatıma devam etmek zorundayım. Beni öptüğünde hissettiklerimi, ona sarıldığımdaki kalp çarpıntımı, bir gülüşüyle tüm günümün aydınlanmasını unutmak zorundayım. Hiçbir zaman benim olmayacak bir adamı sevdim. Hissettiğim üzüntü için gözyaşı dökmek bile haram bana. Dans ederken gözlerimi kapatıp, kokusunu içime çekerdim. Bir tek bu kısacık anlar kalacak herhalde bana... Bir tek rüyalarımda görürüm artık beni öptüğünü...Hüznün en çaresiz, aşkın en umutsuz olduğu yerdeyim. Halbuki dışarıda bahar şimdi... Devamı

Eyvah bahar geliyor!

2015-03-04 17:04:00

Dün plan yaptık Kartal ile 23 Nisan için... Onun memlekete yani annesinin yanına gideceğiz. Böyle boş, acayip hayallere filan kapılmak istemiyorum. Aramızda bir şey yok zaten. O hiç istemedi olmasını, isteseydi bu zamana kadar olurdu zaten. Ama yine de tipik bir kadın hisleri içerisindeyim dünden beri. Ailesinin yanında kalacak olmamız bana "acaba mı?" dedirtiyor ister istemez. Kendimi frenlemeye, heyecanlanmamaya, gereksiz yere ümide kapılmamaya çalışıyorum sürekli. Oldum olası hayal kurarsam gerçekleşmez diye düşünen biri oldum. Ya gerçekleşmezse diye de hayal kurmamaya çalışıyorum. Bir ara bahar sarhoşluğundan çıkıp, olacağı varsa olur, yoksa olmaz zaten, ne kasıyosun Silvia diyorum kendime. Bir yandan eyvah diyorum bahar geliyor ve ben her bahar aşık olurum. Bugünüm de böyle geçiyor işte... Seviyor, sevmiyor,seviyor, sevm... Devamı

Aşka da lanet olsun, sekse de...

2015-01-26 10:24:00

Kaç gündür içimde tutuyorum, belli etmiyorum fırtınalarımı... Lanet olsun aşka da sekse de... Ben adam için deli divane olup gözyaşı dökerken, içimdeki aşkı ne yapacağımı bilemezken, adamdan hep bir yanıt beklerken, işaretler ararken, o başka bir kadınlaymış. Bunu bu zamana kadar anlayamamış olmam beni ayrıca üzüyor. Kendimi aptal yerine konulmuş hissediyorum. Bu kadar çabuk aşık olduğum için kendime lanet ediyorum. Şu anda kendimi öyle zavallı, öyle aptal hissediyorum ki ağlayamıyorum bile. Buradan fersah fersah uzaklara gitmek,geri dönmemek,yeni insanlarla olmak, beni anlayacak insanlara dert anlatmak istiyorum. Çok sıkıldım. Üzülmekten, üzülmüyormuş gibi yapmaktan, üzülmüyormuş gibi yaptığımın anlaşılmamasından, anlaşılamamaktan, anlatamamaktan çok sıkıldım. Çok sıkıldım.... Devamı